Tarih

Bekçioğlu Emir Afşin Kimdir? Hayatı

Sultan Tuğrul ve diğer Büyük Selçuklu Devleti Sultanları Alp Arslan ve Melikşah devirlerinde, Anadolu’nun fethine aralıksız olarak devam edildi. Emir Afşin’i ilk kez Sultan Alp Arslan, zamanında tarih sahnesinde görüyoruz. Şöyle ki: Sultan Tuğrul’dan sonra Büyük Selçuklu Devleti Sultanı olan Alp Arslan, 1064 yılında, Gürcistan ve Doğu Anadolu’ya başarılı bir sefer düzenledi ve fethettiği bölgelere Selçuklu valileri atadı. Ülkenin doğu sınırlarında da fetihler yapmak isteyen sultan, bir süre sonra Anadolu’dan ayrıldı.Bununla birlikte o, bütün Selçuklu emir ve kumandanlarına “Anadolu’da fetihleri kesintisiz olarak sürdürmeleri” buyruğunu verdi; özellikle 1066 yılında, değerli ve deneyimli Selçuklu devlet adamı Hacip Gümüştekin’i, Afşin ile birlikte Anadolu fetihlerini yönetmekle görevlendirdi. Böylece Sultan Alp Arslan ve diğer Selçuklu emir ve kumandanlarıyla Anadolu seferlerine katılması muhtemel olan Afşin Bey’i kaynakların yetersizliği nedeniyle ilk defa bu tarihte tarih sahnesine çıktığı anlaşılıyor. Afşin Bey, Fırat Irmanğı’nı geçerek Adıyaman yörelerine geniş ölçüde akınlar yaptı. Bunun üzerine Bizans uç kumandanı Aruandanos, Selçuklu kuvvetlerinin önünü kesip bir baskın girişiminde bulunduysa da Hoşin Kalesi yörelerinde yapılan savaşta ağır bir yenilgiye uğratıldı, Aruandanos da tutsak alındı. Fakat o, 40 bin altın kurtuluş akçesi karşılığında serbest bırakıldı. Bu başarılı seferden sonra Gümüştekin,Afşin ve diğer Selçuklu komutanları, büyük ganimet ve çok sayıda esirlerle Anadolu fetihlerinde üs haline getirilen Ahlat’a döndüler.

Güney’deki Seferler

Ahlat’a döndüklerinde çok talihsiz bir olay yaşandı.Afşin Bey, kaynaklarda adı belirtilmeyen bir kardeşini öldüren Hacip Gümüştekin’i bir tartışma sırasında öldürdü. Böyle değerli bir Selçuklu devlet adamını öldürmesi sebebiyle Sultan Alp Arslan’ın gazabından korku ve endişeye kapılan Afşin, buyruğu altında bulunan çok sayıdaki Türkmen atlılarıyla Ahlat’tan ayrılıp batı yönünde Anadolu içlerine dalarak akınlara başladı. Genel karargahını ortaçağlarda Karadağ adıyla anılan Amanos Dağları’nda kuran Afşin Bey, gönderdiği bir kısım kuvvetlerle Gaziantep’in kuzey-batısındaki Dülük şehrini ele geçirdi; bin atlıdan oluşan başka bir birliği de Antakya yönüne sevkedip akınlarda bulundu (Ağustos 1067). Daha sonra Afşin Bey, kuzeye Malatya’ya yöneldi ve şehir yörelerinde karşılaştığı bir Bizans kuvvetini yenilgiye uğratıp darmadağın etti. Ölümden ve tutsaklıktan kurtulabilenler, güçlükle Malatya Kalesine kaçtılar. Tohma suyu vadisi boyunca ileri harekatını sürdüren Afşin Bey, Kayseri’yi geçici olarak fethetti. Bunu izleyen günlerde o, Karaman yörelerine kadar akınlar yaptıktan sonra Toros ve Amanos Dağları yoluyla Kuzey-Suriye’ye gelerek Anadolu’da ele geçirdiği çok sayıdaki ganimet ve esirleri, önemli bir ticaret merkezi olan Halep pazarlarında sattı. Ertesi yıl(1068) Halep’ten ayrılan Afşin Bey, yeniden Antakya yörelerine gelip akınlara devam etti. Onun giriştiği bu harekat sonunda Halep-Antakya arasındaki bütün yöreler akınlara uğratılmış ve dolayısıyla sayısız ganimet ve tutsak ele geçirilmiştir. Afşin Bey, bu arada Antakya’yı şiddetle kuşatmaktaydı, şehir neredeyse düşmek üzereydi. Fakat bu sıralarda, Anadolu’da giriştiği askeri hareketler ve dolayısıyla Bizans’a ağır darbeler indirmesi sebebiyle Sultan Alp Arslan, ona özel bir mektup göndererek kendisini affettiğini bildirdi. Bunun üzerine Afşin Bey, Antakya’nın Bizans valisiyle 100 bin altın, savaş aletleri, değerli giysi ve kumaşlar karşılığında bir anlaşma yaparak kuşatmayı kaldırdı ve sultanın huzuruna çıkmak üzere Antakya’dan ayrıldı (Nisan 1068).

Amuriyye’nin Alınması

Amuriyye, bugünkü adı Sivrihisar olan Afyon’un Emirdağ ilçesine 13 km uzaklıktaki önemli bir kenttir. Bu kentin önemi Çukurova ile İstanbul arasındaki yolda mühim bir konuma sahip olmasından gelir. Amuriyye’ye Ortaçağ kaynaklarında Amorion olarak geçer.

Emir Afşin, Ahmetşah ile birlikte Orta-Anadolu yönünde akınlara başlayarak Sakarya nehri vadisine kadar ileri harekatını sürdürdü. İstanbul-Çukurova yolu üzerinde önemli bir konuma sahip olan Amuriyye’yi ele geçirerek yerle bir etti. Bunu haber alan ve son derece üzülen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, Afşin’in yolunu kesmek amacıyla derhal harekete geçtiyse de Afşin’in yıldırım hızıyla sürdürdüğü harekat sebebiyle bunu başaramadı ve kışın da yaklaşması üzerine İstanbul’a geri dönmek zorunda kaldı. Afşin Bey’in bu önemli Bizans kentini nasıl fethettiğini 12.yy Arap tarihçilerinde Sıbt İbnülcevzî şöyle anlatıyor:

“Bizans imparatoru ( Romanos Diogenes), büyük ve değerli bir patriki hapse attı. Bunu haber alan bu patrikin kardeşi, imparatorun izlemelerinden kaçmaktaydı. Bu patrik, bu sıralarda Anadolu’da, gazilerle akınlarda bulunan emir Afşin’e rastladı ve ona kardeşinin hapse atılıdığını bildirdi ve ayrıca Amuriyye’ye girip şehri kendisine teslim edeceği hususunda ant içti.Derhal harekete geçen patrik, beraberindeki iki haç ve bazı Rumlarla birlikte Amuriyye’ye geldi ve içerdekilere “ Bizans İmparatoru bölgenizi tahrip ve yağma eden Türk gazilerine karşı beni, sizlere yardım için gönderdi.” haberini yolladı. Bunun üzerine patrik, beraberindekilerle birlikte Amuriyye’ye girdi ve şehre hakim oldu. Çok geçmeden Afşin Bey, antlaşma gereğince şehre girdi ve pek çok tutsak ve mal ele geçirdi.”

İmparatorla İkinci Mücadelesi

Romanos Diogenes’in İstanbul’a dönmesinden sonraki günlerde (1069 yılı) Afşin Bey, Sandak, Ahmetşah, Türkman, Demleçoğlu Mehmet, Duduoğlu, Serhenkoğlu ve Arslantaş ile birlikte güney ve güney-doğu bölgelerinden Anadolu’ya yeniden akınlara başladı. Bu akınları önlemek üzere, imparatorun gönderdiği kuvvetler, özellikle Afşin Bey tarafından bozguna uğratıldılar. Bunun üzerine imparator, bu kez, Manuel Komnenos ve Philaretos Brachamios komutasındaki iki orduyu Sivas ve Malatya’ya gönderdi. Kendisi de Kayseri yörelerine bizzat ordunun başında geldi ve Fırat nehrine kadar harekatta bulunda. Onun asıl amacı, Selçuklu harekat üssü Ahlat’ı almak, Selçukluların eline geçen belli başlı kaleleri yeniden ele geçirmek ve dolayısıyla Selçukluları Anadolu’dan çıkarmaktı.Roman Diogenes bu planını hayata geçirmek için Harput yörelerine geldiği vakit Afşin Bey ve diğer Selçuklu komutanları, Philaretos’un savunduğu Malatya’ya saldırarak buradaki Bizans kuvvetlerini yenilgiye uğratıp perişan ettiler. Ancak çok az sayıdaki bir askeri birlikle Malatya’dan kaçmayı başaran Philaretos güç bela İmparatorun yanına ulaşabildi. Buna rağmen imparator planını yürütmekte ısrarcıydı. Bu sıralarda Afşin Bey ve diğer Selçuklu komutanları başta Konya ve Karaman olmak üzere birçok il, ilçe, ve kaleleri istila ile ele geçirmekteydiler. Özellikle Orta-Anadolu’nun önemli bir kenti olan Konya’nın Selçuklu hakimiyetine geçmesi üzerine İmparator, harekatını durdurarak derhal Selçukluların önünü kesmek amacıyla Kayseri’ye geldi. İmparatorun bu planını tespit eden Afşin Bey ve diğer Selçuklu komutanları onun bütün bu çaba ve önlemlerine rağmen hiçbir kayıp vermeden Toros Dağları’ndan güneye inerek Kuzey-Suriye’deki Selçuklu harekat üssü haline getirilen Halep’e ulaşmayı başardılar. Böylece Romanos Diogenes, düzenlediği bu ikinci Anadolu seferinde de başarılı olamayarak İstanbul’a döndü. Bununla birlikte o, bitip tükenmeyen Selçuklu akınlarını durdurmak için 1070 yılında üçüncü bir Anadolu seferine çıkmak istediyse de saray mensupları kendisine engel olmuşlardır. Bunun üzerine o, Manuel Komnenos’u doğu orduları başkomutanlığına atayarak Anadolu’ya gönderdi.

Erbasan’ın İsyanı

Sultan Alp Arslan’ın eniştesi olan Erbasan, sultanın kızkardeşi Gevher Hatun ile evliydi. Erbasan Alp Arslan’a isyan ettikten sonra onun gazabından korktuğu için kaçmaya başladı. Çok kalabalık bir Navakkiye ( Yabgulu) Türkmen kitlesinin başında olarak Kızılırmak kıyılarına gelmişti. Onun isyanına kızan Sultan Alp Arslan, Anadolu’yu çok iyi bilen Afşin Bey’i Erbasan’ı yakalayıp kendisine getirmekle görevlendirdi. Öte yandan Erbasan Sivas yörelerinde kendisinin yolunu kesmeye çalışan Manuel Komnenos’u bozguna uğrattı ve onu beraberindeki Nikephoros Melissenos ve bazı Bizans generalleriyle birlikte tutsak aldı. Fakat Erbasan’ın Afşin tarafından izlenmekte olduğunu öğrenen Manuel, onu ısrarla Bizans’a sığınmaya razı etti. Bunun üzerine Erbasan, Manuel ve diğer tutsakları serbest bırakıp yanına ailesi ve bazı yakınlarını alarak İstanbul’a gitti. İmparator Romanos Diogenes onu, sanki müttefik bir devletin başkanı gibi görkemli bir törenle karşıladı. Böylece tarihte ilk kez, bir Türk Başbuğu Bizans’a sığınmış oluyordu. Bunu öğrenen Afşin Bey, Sivas- Kayseri arasındaki Bizans topraklarını istila ettikten sonra Afyon-Uşak-Denizli üzerinden Marmara Denizi kıyılarından Üsküdar’a gelip burada çadırlarını kurdu. Afşin, buradan imparatora bir elçi göndererek şunları bildirdi:

“Aramızda barış olduğu için ülkenizde hiçbir kimseye dokunmadım. Size sığınan Erbasan ve Navekkiyeler, Sultanın düşmanları olup, Bizans ülkesini de yağma ve tahrip ettiler. Bu bakımdan onları bize teslim etmeniz gerekir. Aksi takdirde ülkenizi yakıp yıkacağım, böylece barış da bozuluş olacaktır.” Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, Afşin’e gönderdiği cevapta “Söyledikleriniz doğrudur. Fakat bize sığınanları teslim etmek, geleneklerimize uymaz” diyerek Erbasan ve beraberindekileri ona teslim etmedi. Bunun üzerine Afşin, büyük be sağlam surlarla korunan kaleler dışındaki bütün Bizans il, ilçe ve köylerini yağma ve tahrip etti. O, kar yağışının bastırması nedeniyle yolu üzerindeki Meryem Geçidi’ndeki konak yerinde bir süre kaldıktan sonra ele geçirdiği sayısız tutsak ve ganimetlerle Ahlat’a döndü.

Afşin Bey Malazgirt’te

Emir Afşin, Erbasan’ın takibinden Ahlat’a döndükten sonra Sultan Alp Arslan, Mısır seferine çıkmıştı. Sultan, kuvvetli bir orduyla Azerbaycan üzerinden Doğu-Anadolu’ya gelerek başta Malazgirt olmak üzere bazı fetihlerde bulundu. Daha sonra Diyarbakır yoluyla Halep’e gelen Alp Arslan, burada bir süre kaldıktan sonra Mısır yönüne hareket etti. Bu sıralarda Romanos Diogenes’in elçisi gelerek “Malazgirt, Ahlat, Erciş ve Mencib kalelerinin Bizans’a geri verilmesini, aksi takdirde imparatorun kalabalık bir orduyla harekete geçeceğini” bildirdi. Bununla birlikte Diogenes’in büyük bir orduyla Doğu-Anadolu yönünde ilerlemekte olduğu haberini alınca elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi. Bu durum karşısında Mısır seferini yarım bırakan Alp Arslan, Ahlat’a geldi. Burada kendisini bekleyen Emir Afşin, sultana “Erbasan ve Bizans” hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Bu sırada da Romanos Diogenes, içinde Peçenek, Uz, Kuman ve bazı Hazar Türklerinin de bulunduğu İslav, Got, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşturduğu, asker ve silah bakımından çok üstün olan bir orduyla Doğu-Anadolu’ya erişip Malazgirt’i işgal etmişti. Nihayet 26 Ağustos 1071’de, Malazgirt-Ahlat arasındaki Rahve ovasında, ünlü Malazgirt Savaşı başladı. Bu savaşta Alp Arslan’ın yanında başta Afşin olmak üzere, Gevherayin, Savtekin, Sandak, Serhenkoğlu, Ahmetşah, Demleçoğlu Mehmet, Duduoğlu gibi Anadolu’da devamlı fetih hareketlerinde bulunan tecrübeli Selçuklu emir ve kumandanları yer almıştır. Kaynakların yetersizliği nedeniyle bu komutanların savaştaki rolleri tam olarak bilinmemektedir. Fakat Afşin’in süratli bir hareket yeteneğine sahip olması dolayısıyla pusulara yerleştirilen ve Bizans ordusunun kuşatılması harekatını tam bir başarıyla gerçekleştiren selçuklu birlikleri kumandanlığı görevini yapmış olması büyük bir ihtimal dahilindedir.

Sultan Melikşah Devrindeki Faaliyetleri

Afşin Beyle ilgili Sultan Melikşah’ın hükümdarlığının ilk yıllarında pek bir bilgi yoktur. Tahmin edilen ise onun Anadolu’daki seferlerine devam ettiğidir. Emir Afşin’i bu dönemde daha çok Suriye ve Filistin Selçuklu Devleti’nde hakimiyet mücadelesi veren Atsız ile Tutuş’un arasında cereyan eden olaylar da görüyüroz.

Suriye fatihi emir Atsız, Selçuklu fetih planlarına göre Mısır Fatimi ülkesini fethetmek amacıyla düzenlediği bir seferde yenilgiye uğrayıp çok sayıda kayıp vermişti (Ocak 1077). Bunun üzerine ve hatta Atsız’ın bu sefer sırasında şehit olduğu kanısıyla Sultan Melikşah, Gence valisi kardeşi Tutuş’u “fetihleri tamamlaması, hatta Mısır ve Kuzey-Afrika’yı fethetmesi” için Suriye ve Filistin Selçuklu Devleti’nin hükümdarlığına atadı; ayrıca Anadolu’da fetihler yapan Afşin Bey ile Sandak, Demleçoğlu Mehmet, Duduoğlu, Serhenkoğlu, Türkman, Aytekin v.s. gibi Türkmen emirlerine de “Tutuş’un hizmetine girmelerini” emretti (1077/78). Sultanın atama emiri üzerine bölgeye giden Tutuş, Atsız’ın ölmediği haberini alınca durumu Melikşah’a bildirdi. Melikşah da yönetiminin Türkleşmesini istediği Kuzey Suriye’ye hakim olma harekatına devam edilmesini emretti. Kışı Diyarbakır’da geçiren Tutuş, asker toplayarak 1079 yılında yeniden harekete geçti. Halep’e hakim olmak için şehri kuşatmaya başlayan Tutuş, Fatimi ordusunun Dımaşk(Şam)’da kuşatma ve sıkıştırması karşısında güç durumda kalan Atsız’ın derhal gelip yardım etmesi haberini yollaması üzerine kuşatmayı bırakıp Afşin Bey ve diğer emirlerle Dımaşk’a yöneldi. Onun gelişiyle Fatimi ordusu, kuşatmayı kaldırıp çekilmek zorunda kaldı. Atsız, Dımaşk’a gelen Tutuş’a başta itaat ettiyse de Suriye ve Filistin hakimiyetinin elinden çıkacağını düşünerek oun aleyhinde bazı girişimlerde bulundu. Fakat çok geçmeden bunu tespit eden Tutuş, önce Atsız’ı yayının kirişiyle boğdurmak sonra da kardeşi Çavlı’yı boynundan vurdurmak suretiyle öldürttü. Tutuş’un bu sert tavrı üzerine kendisini güvende hissetmeyen Afşin Bey, gizlice Dımaşk’tan ayrılıp Kuzey-Suriye’ye ve daha sonra da Güney-Doğu Anadolu bölgesine giderek fetihlere devam etti. Afşin Bey gibi diğer Tükmen beyleri de Tutuş’un hizmetinden ayrılarak Anadolu’ya çekildiler.

Bu olaydan sonra kaynaklarda Afşin Bey ile ilgili hiçbir bilgiye rastlanılmamıştır. Böylesine büyük bir Türk komutanından bahsedilmemesi, onun Anadolu’ya geçtikten kısa bir süre sonra ölmüş olmasıyla ilişkili olabilir.

İstanbul Üniversitesi’nde görev yapmış olan ve 1961 yılında ani bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yuman değerli Türk hocası Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç sayesinde Maraş’ın Efsus ilçesine bu büyük Türk komutanının hatırası olması için Afşin adı verilmesi sağlanmıştır. Ayrıca 16.yy Maraş tahrir defterlerinde, bugünkü Afşin ilçesi yakınlarında Afşin Tepesi (Tel Afşin)’nin bulunduğu kaydı Afşin Bey’in burada zamanında karargah kurmuş olmasıyla ilgisi olsa gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close